Wednesday, June 24, 2009

Oyku(3)

.....

Bu kez ambulansin yukselen siren sesini o da duydu bir kez daha kendinden gecmeden once...

Sedyeyle ambulanstan indirildigi anda kocaman acmaya calistigini farkettigi gozlerindeki bebekler yine yildizlara kavustu serin hava yuzunu yalarken.

Kendinden milyonlarca isik yili uzakta olan yildizlari bu kadar kendine yakin hissetmesi tuhafina gitti.
Cogu su anda yasamayan olmus, kurumus gitmis yıldızları dusundu bir de. Nerelerdeydiler ki simdi acaba?

Kendisi su anda yasıyordu evet ama iste o aklina geliveren kuru kaya parcalarindan birisi bakıyorsa dunyaya dogru, ne görüyordu bu mavi atlasta acaba?

Aslında o kaya parcasının gordugu o mavi atlasta henuz kendisinin dogması için milyonlarca yıl olmalıydı veya henüz dunya bile yoktu su anda dunyanın isgal ettigi boslukta…

Aklinda son farkedebildigi bilinc: zaman ve mekani karistirmaya basladigiydi... Siki siki baglandigi sedyeden buyuk bir gucle caresizce dogrulmaya calisarak "midem bulaniyor" diyebildi...

Maharetli eller bedeninde calisirken, O artık sonsuz bosluktaydi ve karanlıklar içinde agaran yıldızlara dogru yolculuk yapmaktaydi.

Icine yayılan sicakligi hissettigi an, yildizlardan birini yakalamayi basardigi andi; ok gibi isiga sikica tutunarak ve bedenini piriltiya savurarak kendini o yana dogru cekiyordu.

Sag kolundan bedenine dogru yayılan ve kalbine ulasan; kalbi oldugunu da hatirlatan bir sicaklik huzur verdi ansizin bedenine.

Yildizlar aniden yok olmustu fakat cok uykusu vardi.

Bu kez uyumak icin kendinden gecmeden once “Tuhaf” dedi kendi kendine “hep benim kalbimden dagilirdi sicaklık bedenime, ve baska bedenlere de yeterdi bu sicaklik sarilmalarimda; oysa şimdi kalbime dogru akan bu sıcaklık ne olmalı ki?”dedi canina can katan bu sicakligi memnuniyetle kabul ederken...

Uyudu…


Ara ara uyandiginda kabullenemeyen akli hic durmuyor onu cok yoruyor tasiyamayacagi kadar cok sayida soru gonderiyordu bilincine.

Hayat hep boyle bir sey miydi beklenmedik anlarda tuhafliklar getiren?

Genellikle iyi, ancak bazen böyle ezici, un ufak eden tuhafliklar mi getirmeliydi hayat?
Herkesin basina gelir kendisine hic bir sey olmaz sanirdi, nedendi simdi tam her sey yoluna girmisken.. ne gerek vardi bu yasadiklarina?

Hayat hep boyle bir sey miydi ki, aklında binlerce sey varken basarmak ve ulasmak icin ve tonlarca yukun altında unufak edilen?

Boyle bir sey miydi ki hayat? Bundan mi ibaretti yani?

Kuzusu geldi aklina birden; O da caresizdi mutlaka kendisi gibi; aglıyor muydu şimdi?

Aglamasindi kuzusu cunku o devasa konteyner duserken kendi uzerine; yeryuzundeki tüm gozyaslarini tuketmemis miydi aglamasın O diye?

Evrenin sesini duydu yine sonra; o muhtesem sevgi dolu yalnizligin icinde sanki her bir goktasi, kuyruklu yıldız, uydular, o muhteşem gelinlik kiz gibi salınan gezegenler ve galaksileri onların hep bir ağızdan ona seslenmekteydiler…İlk once anlamadı; kulak kabartirken cagri dolu melodiye …

Hemen o anda vazgecti anlamaya çalısmaktan kendisini teslim ederken o huzur dolu melodiye; bu kusursuz uyumla butunlesmeye calisirken kuzusunun tazecik gulumsemesi geldi aklina...

Bir de haykirislar geldi kulaklarina "Derhal ameliyata almamiz lazim!!!!!" sarsilarak hareket eden sedyenin uzerinde...

8 comments:

Anonymous said...

:-)
D&A

Abi said...

fadıl takipte...

A.W. said...

Aynen bende takipteyim, büyük bir merakla...

jubelum said...

arkası yarın gibi oldu, böylece yaşımız da ortaya çıktı :-)

Abi said...

arkası yarın ne ya? ben bilmiyorum. :)))

Anonymous said...

Hakkatten nedir bu arkası yarın?annelerimizden duyardık biz...
Kubilay

ayşegül said...

Wauuuuuuww müthiş bir 'Öykü, bu ama
Brezilya dizisi gibi:))Sonucu nasıl
bitecek merakla bekliyorum...:)
Sevgilerrr...

Not;
Kubilay ağabeyin bloğuna yine giriş
yapamadım.Harrrika yazmış!

GULTEINEN ENKELINI said...

bizi izlemeye devam edinnn.. az sonraaaaa :-)