...........Cok seviyordu Rengin de Altan’i.
Bakmaya kiyamayan bu hassasiyetini Renginin O yaninda degilken bile hissediyordu.
“Gamzesini opmeye kiyamadigim” derdi Altan’a hep...
Kucucuk mutluluklari bile buyuk bir solenle karsilayan cok zengin bir yuregi vardi biricik ciceginin.
Neslihan’in durumu ile ilgili Altan yapmisti yine abiligini.
Neslihanin artik babasinin israrlarina dayanamayip memlekete donus bileti aldigi hafta yonetici olarak calistigi sirkette tam da Neslihan’a uygun bir pozisyon bosalmisti ve Altan hic vakit kaybetmeden Insan kaynaklari muduru ile bire bir konusmus, Neslihanin ise alinmasi icin elinden geleni yapmisti.
Basarmisti da; verdigi garanti ile Neslihan’in ise alinmasi tereyagindan kil ceker gibi kolay olmustu.
Artik biricik ciceginin en yakin dostu ile birlikte calisacaklardi.
Aksam elinde kocaman bir buket cicek ile mujdeyi vermek icin Renginin evine gittignde kizlarin ikisi de sevincten aglayarak ziplaya ziplaya Altan’in boynuna atlamislardi...
Boyle bir sevgi yumagi olabilir miydi?
Olmustu... ama hepsi de, sonradan yasananlar da "gercekten" olmustu...
Rengin unutmamıştı....
Bir insanin duygusal bir surecte olgunluk gostermesi ancak aklinin saglamligi ile aciklanabilirdi.
Bir de sevgiye ve dostluga bagliligiyla.
Rengin"in sevgiye caglayan vefasi, yasantisinin en buyuk cefasi haline donusmus, kalbinde kocaman bir delik olusturmustu hic kapanmayacak olan...
Kocaman bir delik...
Kocaman!
Askta "paylasım yoktu", "gonul kaymasi” yoktu, "zayıf bir an yoktur” hele asla yoktu!!!
Ve gercekte bir sey koptuktan sonra sadece "baglanabilirdi" veya kirildiktan sonra "yapistirilabilir" yeni bir sey haline gelirdi.
O sey asla o "eski sey" olmazdi artik...
Cizilmis bir sevgideki cizigi silebilecek silgi yoktu; cizikti tirmalanmisti iste sevgisi de ici de...
Ama sevgisi de kocamandi haa Rengin’in ve simdi bu sevgi onu hala yasama tutundurmaktaydi. O koskocaman konteynerin bile ezemedigi konteynerdan daha da kocaman bir sevgisi vardi Renginin...
Temelinde insana ve dogaya asik, sevgide herkese esit paylastiran, adil paylasabilmeyi bilen; her sorunun mutlaka bir cozumu olacagina inancli; gozlerinin ici her daim piril piril gulumseyen siradisi bir kadindi o.
Mutevaziligi ile degerini kat be kat arttiran bu mukemmel sevgili, sefkatli arkadas, en fedakar anne ve sonsuz vefali evlat, tum guzelligi, akli, aydinligi ile hem de kalbindeki cizigi yine gormezden gelmeye calisarak yasam savasinda tek basinaydi simdi.
Altan “sizinle biraz konusabilir miyiz ?” diyen doktora dondu.
Thursday, July 16, 2009
Wednesday, July 15, 2009
Tuesday, July 14, 2009
Oyku(7)
.............Degismemis miydi gercekten hic bir sey?Unutmus muydu?
Neslihan, Renginin universite yillarindan beri biricik dostuydu.Daha birinci sinifta iken can ciger kuzu sarmasi olmuslar, tabiri caizse yedikleri ictikleri ayri gitmemisti.
Kredi ve yurtlar kurumuna yurt basvurusu icin gittiklerinde odalarin 6 kisilik oldugunu ogrenmisler, ve dilekcelerine ikisi de not dusmuslerdi birbirlerinden ayrilmamak icin.
Universite basladiktan birbucuk ay sonra ikisine de “yurt cikmis” ve ayni odaya verildiklerini ogrendiklerinde el ele tutusup sicrayarak sarki soylemislerdi universite koridorunda herkesin saskin bakislari altinda.
Neslihan hep romantik, duygulu, tutkulu; Rengin ise hep daha cok oturakli mantikli idi.
Ayni yasta olmalarina ragmen iliskinin simarik yuzu hep Neslihan, birseyleri mantikla toparlamasi gereken “abla” da hep Rengin olmustu.
Hic ayrilmamislardi.
Hic kopmamislardi birbirlerinden.
Bir kez bile bagira cagira kavga etmemislerdi, genclik yillarinin atesine inat kucuk kirginliklari asla buyutmemislerdi, egolarina hic kanmamislardi.
Birbirlerinin annesi, babasi, kucuk kardesi, abladi, dostu, can yoldasi olmuslardi.
“Kirilip da yenen bir ekmegin” kendilerine dusen yarisinin lezzetine varmislardi adeta.
Ikisi de memur cocugu idi, buna ragmen kisitli da olsa bir araya getirdiklerinde butcelerinin kendilerini idare edebilecegini kavramislar, yoklukta bile yakinmamislardi.
Hem Rengin cok komikti; en acikli anlarda bile Neslihanin su dolu aglamaya hazir yesil gozlerinin akmaya baslamasina dayanamaz, cok komik bir sey soyleyip yine onu kahkahalara bogardi.
Bir seferinde ay sonuydu, babalardan henuz paralar gelmemisti bir sonraki ay icin.
Son kuruslari ile yurdun yemekhanesinden paylasmak uzere aldiklari en ucuzundan sadece bir porsiyon yesil mercimek yemeginden sinek cikmisti da, Neslihan kaderine kahrederek aglamak uzereyken Rengin hizli bir hareketle sinegi bir peceteye sarip masanin altina atmis ve Neslihana donerek
“Bak evladim! Yillardir seni annecigin kandirmis!Bu yemegin adi aslinda mersinek! Yemezsin diye nasil yapildigini sana soylemiyorduk ancak kabul et, bu yemegin lezzetinin sirri bu” diyerek koca bir ekmek parcasini yemegin suyuna bandirip Neslihanin agzina tikmisti.
Hic bir sey olmamis gibi bol ekmekle ve buyuk keyifle yemislerdi yemegi kapisa kapisa.
Neslihanin da Renginin de hayatlarinda yedikleri en guzel mercimek yemegi idi bu.
Ikisinin de hayatlarinda yedikleri en lezzetli yemekti bu kahkalarla yenen...
Buyuduklerinde en pahali lokantalarda yedikleri pahali “dunya mutfagi” yemeklerinden bile lezzetliydi o onlerindeki mersinek; hayatlari bu onlerindeki lezzeti ozleyerek gececekti belki; bilmiyorlardi.
Sinifin bir tanesiydi Neslihan, zumrut yesili gozleri nedeyse tum sinifin erkeklerini yakip kavurmustu.Ucariydi...Sevimli simarikti, bebek buklesi saclarini savura savura yururken kendisini izleyen gozler ruhunda bir seyler besliyordu sanki.
Gulumserdi hep yakin davranirdi; ancak ozel bir teklif aldiginda ise “aaa... ben sana hic o gozle bakmamistim ki” der kikirdayarak siyrilirdi isin icinden.
Rengin alismisti, siniftaki cocuklardan birisi kendisine yakinlasmaya basladiginda yine “yaa Neslihanin bir ozeli var mi? Benim icin konusurmusun onunla... yaa uykularim kaciyor onu dusunmekten” gibi caresizliklere bir Guzin Abla edasi ile yanit bulmaya calisacagini.
Ucuncu sinifin yaz doneminde part time bir is bulmustu Rengin, maasi cok azdi ve bir aile sirketi idi.
Ancak bir avantaji vardi, kucuk bir evin kirasini karsilayabileceklerdi ve babalarindan gelen parayla da gecinebileceklerdi...
Hem de yapilacak tek is yurt disindan gelen faxlari tercume etmek, verilen yanitlari turkceden ingilizceye cevirmek; telex yazmak...
Ofisin bos durmamasi gerekiyordu, Neslihanla ortaklasa yapabilirlerdi bunu, bir tek vizeler ve finaller icin izin istedi, cunku artik son sinifa dogru derslerde pek yoklama alinmiyordu devam mecburiyetine ragmen.
Dersleri degismeli Neslihanla takip edebilirlerdi fakat sinavlara kendilerinin girmeleri gerekiyordu.
Gorusme keyifli gecti ve elsikistilar.
“Telex kullanmayi biliyorsunuz degil mi” dediginde adam hic soluksuz “ah evet tabii ki” demisti.
Yalan soylemisti, ama o kadar emindi ki; nasil olsa Altan ona bir gunde ogretirdi.
Altan, onlar ucuncu sinifa basladiginda mezun olmus, ve hemen o yil hem de iyi bir pozisyonda iyi bir firmada ise girmisti.
Altan ne kadar cok ilgilenirdi Neslihanla da kendisiyle de.
Bir abi bir baba gibi sahip cikmisti ikisine de ilk iki yil ozellikle; daha sonra kendisine yakinlasmasi biraz daha farklilasmisti gerci, bu tartisilmazdi.
Dersleriyle de ilgilenirdi iki kizin, hatta ikinci sinifta neredeyse istatistik dersinden bir kez daha kalacaklardi da Altan bir hafta sonu universitenin yakininda bir kafede 4 saat istatistik calistirmisti onlari.
Ikisi de cok iyi puanlarla gecerek istatistik dersinden kurtulmuslardi.
Altan elini hic cekmemisti iki kizin de uzerinden, bir korucu melek gibiydi adeta.
Ikisi de mezun olduktan sonra Rengin sansinin yaver gittigini dusunerek kendisine yapilan ilk is teklifini kabul ettiginde Neslihan hala issizdi.
Babasi telefon ustune telefon aciyor yasadiklari anadolu kentine donmesi icin kizini ikna etmeye calisiyordu.
Bir devlet bankasinin muduru babasinin cok yakin arkadasi idi ve “Ne olacak muhterem senin kzin, benim kizim.Gelsin hemen baslasin, bir pozisyon yaratiriz ona, guzel bir kismet de cikar bu sayede basini baglariz” diyordu.
Neslihan sansini biraz daha biraz daha zorlamak, kendisine sunulan geleneksel “huzurlu guvenli” yasami kabul etmek istemiyordu.
Renginin yeni yasaminda idi Neslihan simdi, o kucucuk studyo dairede...
Rengini ise ugurladiktan sonra is gorusmelerine gidiyor, aksam Rengin isten gelmeden alisveris yemek islerini hallederek Rengin’in hayatini kolaylastirmaya calisiyordu...
Ah Rengin, guzel yurekli Rengin nasil cabaliyordu biricik dostunun memlekete donmemesi icin; ona bir is bulabilmek icin, ufkunun daralmasina izin vermemek icin...
Renginle Altan nisanlanmislardi Rengin okulu bitirdikten kisa bir sure sonra.
Altan daha fazla icine gomememisti bu guzel yurege duydugu hayranlik ve sevgiyi; bir aksam sinemadan ciktiklarinda “Elimi tutup hayat yolunda sonuna kadar benimle yurumeye var misin” diyerek elini uzatmis ve Renginin gozlerindeki piril piril sevinci gordukten sonra bunu “evet” olarak kabul etmisti.
O marti kanadi guzel parmaklardan birine takiverirken cebine sakladigi yuzugu kalbi yerinden cikacakmis gibi carpiyordu Altan’in.
Cok seviyordu Rengin de Altan’i.
Neslihan, Renginin universite yillarindan beri biricik dostuydu.Daha birinci sinifta iken can ciger kuzu sarmasi olmuslar, tabiri caizse yedikleri ictikleri ayri gitmemisti.
Kredi ve yurtlar kurumuna yurt basvurusu icin gittiklerinde odalarin 6 kisilik oldugunu ogrenmisler, ve dilekcelerine ikisi de not dusmuslerdi birbirlerinden ayrilmamak icin.
Universite basladiktan birbucuk ay sonra ikisine de “yurt cikmis” ve ayni odaya verildiklerini ogrendiklerinde el ele tutusup sicrayarak sarki soylemislerdi universite koridorunda herkesin saskin bakislari altinda.
Neslihan hep romantik, duygulu, tutkulu; Rengin ise hep daha cok oturakli mantikli idi.
Ayni yasta olmalarina ragmen iliskinin simarik yuzu hep Neslihan, birseyleri mantikla toparlamasi gereken “abla” da hep Rengin olmustu.
Hic ayrilmamislardi.
Hic kopmamislardi birbirlerinden.
Bir kez bile bagira cagira kavga etmemislerdi, genclik yillarinin atesine inat kucuk kirginliklari asla buyutmemislerdi, egolarina hic kanmamislardi.
Birbirlerinin annesi, babasi, kucuk kardesi, abladi, dostu, can yoldasi olmuslardi.
“Kirilip da yenen bir ekmegin” kendilerine dusen yarisinin lezzetine varmislardi adeta.
Ikisi de memur cocugu idi, buna ragmen kisitli da olsa bir araya getirdiklerinde butcelerinin kendilerini idare edebilecegini kavramislar, yoklukta bile yakinmamislardi.
Hem Rengin cok komikti; en acikli anlarda bile Neslihanin su dolu aglamaya hazir yesil gozlerinin akmaya baslamasina dayanamaz, cok komik bir sey soyleyip yine onu kahkahalara bogardi.
Bir seferinde ay sonuydu, babalardan henuz paralar gelmemisti bir sonraki ay icin.
Son kuruslari ile yurdun yemekhanesinden paylasmak uzere aldiklari en ucuzundan sadece bir porsiyon yesil mercimek yemeginden sinek cikmisti da, Neslihan kaderine kahrederek aglamak uzereyken Rengin hizli bir hareketle sinegi bir peceteye sarip masanin altina atmis ve Neslihana donerek
“Bak evladim! Yillardir seni annecigin kandirmis!Bu yemegin adi aslinda mersinek! Yemezsin diye nasil yapildigini sana soylemiyorduk ancak kabul et, bu yemegin lezzetinin sirri bu” diyerek koca bir ekmek parcasini yemegin suyuna bandirip Neslihanin agzina tikmisti.
Hic bir sey olmamis gibi bol ekmekle ve buyuk keyifle yemislerdi yemegi kapisa kapisa.
Neslihanin da Renginin de hayatlarinda yedikleri en guzel mercimek yemegi idi bu.
Ikisinin de hayatlarinda yedikleri en lezzetli yemekti bu kahkalarla yenen...
Buyuduklerinde en pahali lokantalarda yedikleri pahali “dunya mutfagi” yemeklerinden bile lezzetliydi o onlerindeki mersinek; hayatlari bu onlerindeki lezzeti ozleyerek gececekti belki; bilmiyorlardi.
Sinifin bir tanesiydi Neslihan, zumrut yesili gozleri nedeyse tum sinifin erkeklerini yakip kavurmustu.Ucariydi...Sevimli simarikti, bebek buklesi saclarini savura savura yururken kendisini izleyen gozler ruhunda bir seyler besliyordu sanki.
Gulumserdi hep yakin davranirdi; ancak ozel bir teklif aldiginda ise “aaa... ben sana hic o gozle bakmamistim ki” der kikirdayarak siyrilirdi isin icinden.
Rengin alismisti, siniftaki cocuklardan birisi kendisine yakinlasmaya basladiginda yine “yaa Neslihanin bir ozeli var mi? Benim icin konusurmusun onunla... yaa uykularim kaciyor onu dusunmekten” gibi caresizliklere bir Guzin Abla edasi ile yanit bulmaya calisacagini.
Ucuncu sinifin yaz doneminde part time bir is bulmustu Rengin, maasi cok azdi ve bir aile sirketi idi.
Ancak bir avantaji vardi, kucuk bir evin kirasini karsilayabileceklerdi ve babalarindan gelen parayla da gecinebileceklerdi...
Hem de yapilacak tek is yurt disindan gelen faxlari tercume etmek, verilen yanitlari turkceden ingilizceye cevirmek; telex yazmak...
Ofisin bos durmamasi gerekiyordu, Neslihanla ortaklasa yapabilirlerdi bunu, bir tek vizeler ve finaller icin izin istedi, cunku artik son sinifa dogru derslerde pek yoklama alinmiyordu devam mecburiyetine ragmen.
Dersleri degismeli Neslihanla takip edebilirlerdi fakat sinavlara kendilerinin girmeleri gerekiyordu.
Gorusme keyifli gecti ve elsikistilar.
“Telex kullanmayi biliyorsunuz degil mi” dediginde adam hic soluksuz “ah evet tabii ki” demisti.
Yalan soylemisti, ama o kadar emindi ki; nasil olsa Altan ona bir gunde ogretirdi.
Altan, onlar ucuncu sinifa basladiginda mezun olmus, ve hemen o yil hem de iyi bir pozisyonda iyi bir firmada ise girmisti.
Altan ne kadar cok ilgilenirdi Neslihanla da kendisiyle de.
Bir abi bir baba gibi sahip cikmisti ikisine de ilk iki yil ozellikle; daha sonra kendisine yakinlasmasi biraz daha farklilasmisti gerci, bu tartisilmazdi.
Dersleriyle de ilgilenirdi iki kizin, hatta ikinci sinifta neredeyse istatistik dersinden bir kez daha kalacaklardi da Altan bir hafta sonu universitenin yakininda bir kafede 4 saat istatistik calistirmisti onlari.
Ikisi de cok iyi puanlarla gecerek istatistik dersinden kurtulmuslardi.
Altan elini hic cekmemisti iki kizin de uzerinden, bir korucu melek gibiydi adeta.
Ikisi de mezun olduktan sonra Rengin sansinin yaver gittigini dusunerek kendisine yapilan ilk is teklifini kabul ettiginde Neslihan hala issizdi.
Babasi telefon ustune telefon aciyor yasadiklari anadolu kentine donmesi icin kizini ikna etmeye calisiyordu.
Bir devlet bankasinin muduru babasinin cok yakin arkadasi idi ve “Ne olacak muhterem senin kzin, benim kizim.Gelsin hemen baslasin, bir pozisyon yaratiriz ona, guzel bir kismet de cikar bu sayede basini baglariz” diyordu.
Neslihan sansini biraz daha biraz daha zorlamak, kendisine sunulan geleneksel “huzurlu guvenli” yasami kabul etmek istemiyordu.
Renginin yeni yasaminda idi Neslihan simdi, o kucucuk studyo dairede...
Rengini ise ugurladiktan sonra is gorusmelerine gidiyor, aksam Rengin isten gelmeden alisveris yemek islerini hallederek Rengin’in hayatini kolaylastirmaya calisiyordu...
Ah Rengin, guzel yurekli Rengin nasil cabaliyordu biricik dostunun memlekete donmemesi icin; ona bir is bulabilmek icin, ufkunun daralmasina izin vermemek icin...
Renginle Altan nisanlanmislardi Rengin okulu bitirdikten kisa bir sure sonra.
Altan daha fazla icine gomememisti bu guzel yurege duydugu hayranlik ve sevgiyi; bir aksam sinemadan ciktiklarinda “Elimi tutup hayat yolunda sonuna kadar benimle yurumeye var misin” diyerek elini uzatmis ve Renginin gozlerindeki piril piril sevinci gordukten sonra bunu “evet” olarak kabul etmisti.
O marti kanadi guzel parmaklardan birine takiverirken cebine sakladigi yuzugu kalbi yerinden cikacakmis gibi carpiyordu Altan’in.
Cok seviyordu Rengin de Altan’i.
Sunday, July 12, 2009
Şiir :o)
Saturday, July 11, 2009
Subscribe to:
Posts (Atom)


