Monday, December 29, 2008

Dolu bir tatil (2) Kurabiyemin Yunuslari


Bana bu konu ile ilk talepleri gelmeye basladiginda "Cocuk iste, hepsi birer melek... melekler de hayvanlara bayilir" deyip tatli tatli gulumseyerek ona "ha canim, he canim, guzel kizim" demistim.

Kurabiye bu ya; 3 kedisi var bir kopegi.Hafta sonlari ata biniyor...
Hani oyle sey sanmayin; hayvanlara tutkun, asosyal, insanlardan uzak falan da degil; arkadaslarinin favorisi, cok esprituel hani oyle "saskin komik" degil "zeki esprili"... bunu da bildigim icin icim rahat; hani ben de ya dogaya ve ozellikle hayvanlara karsi elimden geldigi kadar duyarli davranmaya calisiyorum...
"Ne guzel benim gibi dogaya duyarli hayvanlari seven bir kizim var" filan derken...

Bizim "yunus sevgisi" olayi abarmaya basladi... Simdi ansiklopediler artik internetteki bilgi sayfalari ya; son 4 yil icinde kurabiye yunuslarin didisini vidisini, cinslerini, ne yaparlarsa ne anlama geldigini, neyle beslendigini, neyle mutlu-mutsuz oldugunu okuyup okuyup gelip bana anlatiyor...Benim "yasina uygun ne kitabi isterse istesin yeter ki kitap istesin" zayif karnimla da bayagi bir kutuphane yapti kendine yunuslarla ilgili...

ondan sonra "Bana gercek yunus goster" diye tutturdu... "Tamam" dedim, Turkiyeye gittigimiz bir zaman(2 yil once sanirim) Antalyada bulundugumuz bir zaman Yunus show a gittik.Benimki bir cocuk surati ile degil, bir bilim kadini ifadesi ile izledi olayi.Showdan sonra 2 saat konusmadi, dusundu gibi geldi bana ama "yok canim ne gereksiz bir tavir, basina gunes gecmistir" dedim gecistirdim...




ondan daha sonra "Ben daha da gercek gormek istiyorum" dedi; kucukhanim dogada gormek istiyormus yunuslari; haydaaa toparlandik, dayi, civciv, canikom ben ve kendileri kucuk hanim Ommandaki Musandam'a yollandik; bunu gezi hikayelerimde anlatmistim.

Tam ben "oh kurtulduk bu isten" derken, "ben onlara dokunmak sarilmak, iletisim kurmak istiyorum" diye tutturdu.
Haydaaaa!! yahu ben de Sabancinin torunu degilim ki.. arka bahceye havuz yaptirip yunus besleyecek halim yok ya!!!
naapsak neetsek filan derken sonra baktik ki bu "yunus show"larda yuzdurme dokundurma filan seanslari da varmis."ohhhh!" dedim rahatladim.


Ilk Antalya'da yaptik bu "sarilma" isini...yetmedi...
sonra Kusadasinda...
Yetmedi...



Simdiye kez 8 kere yaptik; yetmedi... yok! yetmiyor...
(ah maymunu da istahini da seveyim ama maymun istah bu konuda calismiyor!!!)



En son bu yil Dubaiye de getirdiler yunuslari, once showlarini izledik(ve yin e tekilenmedik fazlaca:P) ;
bu yil kurabiyeme yeni yil hediyem buradaki yunuslarla yumos yumos doyasiya vakit gecirebilme olanagi idi :-D





Tabiri caizse DOYA DOYA yuzdu, elledi... onlari oksadi.. onlara el salladi onlar da yuzgecleri ile flap flap yaptilar suya, bizimkine el salladilar yani...
yanagini yapistirdi onlara, onlar da yanak verdi, yunuslardan biri doyamadi bizimkinin oksamasina, gobegini dondu filan...






INANILMAZLARDI 4 u de!

sadece yunuslar degil...
kurabiyemdeki genetik kodlama nedir bilmiyorum ama;o sevgili 3 yunus ve kurabiyem; SAHANELERDI!

Sunday, December 28, 2008

Bir de kurdu dinleyin bakalim!!!




" 'KIRMIZI BAŞLIKLI KIZ'


Masalını birde kurdun ağzından dinleyelim:


“Hergün yaptığım gibi ormanı temizlemeye çıkmıştım.

Orman benim evim, temiz tutmakta benim görevim.

Derken,bir kız beliriverdi.

Kırmızı başlık ve pelerinleriyle çok kuşkulu bir görünümü vardı.

Kimin aklına gelir, bu tuhaf kıyafeti giymek.?

Bir süre dikkatle izledim bu tuhaf kızı.

Elindeki üzeri örtülü sepette kim bilir ne taşıyordu.?

Yanına yanaşıp; ne yaptığını sorunca, bana büyükannesinin evine gittiğini söyledi.

Gelde inan.!

Yinede bıraktım peşini kendi işime döndüm.

Ama aklım o kıza takıldı kaldı bir kez…

Bir gidip bakayım doğrumu söyledikleri.? Dedim kendi kendime.

Gerçekten böyle bir büyükanne var mı?

Siz olsaydınız gerçekliğini denetlemek istemez miydiniz.?

Orman benim evim. Ben hem ev sahibiyim, hem de öteki orman sakinlerine karşı sorumluyum.

Neyse uzatmayalım….

Gittim, baktım ve gerçekten bir büyükanne buldum.

Sorduğumda; ”evet o küçük kız benim torunum” dedi büyükanne. Bende sorumlu bir kişi olarak; “bu küçük kız yabancılarla konuşulmayacağını öğrenmemiş daha..! " dedim ve anlattım küçük kızla karşılaşmamı…


Büyükanne de ürperdi ve birlikte küçük kıza bir ders vermeye karar verdik. O

yatağın altına saklandı, ben onun geceliğini giydim, başlığını taktım ve yatağına yattım.

Küçük kız birazdan içeri girdi.

Seslendi yanıt verdim. Ne şaşkın bir çocuk.!

Beni büyükannesi sanıvermişti.

Neyse bunlar bir şey sayılmaz, daha neler yaptı bilseniz.

Kulaklarımın niçin büyük olduğunu sordu. Ne ayıp şey, hiç sorulur mu.!


Yine de çocukluğuna verip yumuşak bir sesle ‘seni iyi dinlemek için’ dedim.

Ama bu kez kalkıp da burnumun niçin büyük olduğunu sormaz mı.!

Yine aldırmamaya çalışırken bu kez de ağzımın kocaman olduğunu yüzüme vurmaz mı.!

O sinirle ayağa fırlayıp peşinde koşturmaya başladım.


Birden ne olsa beğenirsiniz.!


Bir avcı elinde tüfek kapıdan dalıverdi.

Beni ‘ seni hain kurt, büyükanneyi yedin değil mi.?’ Diye suçlamaz mı.!

Oysa, büyükannenin kılına bile dokunmadım, o da saklandığı yerden çıkıp beni korumaya çalışmadı.

Yaşlılık işte, kulakları iyi duymuyor. Bende canımı yitireceğimi anlayıp pencereden zor attım kendimi.

Geçirdiğim büyük korkunun sarsıntısı yetmiyormuş gibi o gün bu gün ormanda bile yüzümü rahat gösteremez oldum.


Adım haine çıktı…Yeter artık, ben suçsuzum…!”der


Şebnem TİRKEŞBütün Dünya dergisi20010


Değerli dostlar yukarıda anlatılan hikayeden alınabilecek birden çok ders vardır.


Değil mi? Ne dersiniz..!


Değerli, Şebnem Tirkeş arkadaşımızın kalemine, yüreğine sağlık..H. ATA03.08.2008"

Miyav !!!!

Kendi bazi yazilarimi bir kez daha okurken ("beni bana hatirlatmaya" calistigim bir anda) ancak her zaman yaptigim gibi internette bir acayip kayboluvermisken kendimi 2006 yilinda edilmis bir tesekkurun ve de 2008 de edilmis bir baskasinin karsisinda buldum.

Bu kadar paylasabildigim icin mutlu oldum...
Kendimi DEGERLI hissettim :o)


Yazimi tekrar okudum; "miyav" dedim:

"GiZ DOLU KEDi PATiLERi...

Yaşamımda hiçbir zaman, bir yere ait olmayan, insanlar tarafından zorlanmadıkça yer değiştiren, avlanmak için bile kendisine edindiği çevrenin çok dışına çıkan bir kedi görmedim.

Güçsüz kedi de görmedim, tırnaklarını devamlı bilemeyen kedi de görmedim. Evlerde beslendiklerinden çocukların çizilmelerini engellemek için anne ve babalar kedilerin tırnaklarını kestirseler de, aynı kedilerin, salondaki koltuklarda, halılarda tırnaklarını tekrar sivriltmeye çalıştıklarını gözlemledim hep...

Başka bir kedi saldırdığında “Annneee” diyerek kaçan bir kedi ne duydum, ne de gördüm.

Hoşlanmadığı bir şeyi sırf başkası istiyor diye yapmaya çalışan kedi de görmedim hiç...

Ayrıca hangi yaşta olursa olsun, yuvarlanan bir şeyin arkasından koşmayan, eğlenmesini bilmeyen, bir basit top atılsa, muzur muzur “Kim bana oyun hazırlıyor şimdi?” diye bakmayan kedi de yok belleğimin herhangi bir köşesinde...

Kırk yaşıma değin tanıdığım tüm kediler, kendilerini hep, çok sevdiler.

Yalnızca kendilerini sevmekle de kalmadılar; istedikleri anda, istedikleri kişiye, “istedikleri kadar” kendilerini de sevdirdiler.

Hayvan fobisi olan kişiler dışında siz hiç, sevimli sevimli “mırrrr” diye rek bacaklarına sürünen bir kedinin tüylerinin arasından elini geçirmeyen bir kişi tanıyor musunuz?

İnsanlarda da ruhsal özgüven, rahatlık ve başarılı bir kişiliğe sahip olmanın yolu, sevgi ve kendini değerli bulabilmeye bağlıdır.


Sevebilmek ve sevilebilmek için de kişi, önce kendini sevmelidir, önce kendini değerli görmelidir.

Kişiler, kedilerin ruhsal dünyasında yaşayabilselerdi, hiç kuşku yok, kendilerini daha çok sevebileceklerdi, daha özgüven-li olabileceklerdi.

Bir kedinin kendine özgü dünyasının penceresinden göz attığınızda, o kedide o denli imrenilecek bir kişilik bulacaksınız ki...

Kedinin, herşeyden önce kendisini sevdiğini göreceksiniz, onun özgüvenine tanık olacaksınız.

Kedinin yaşamının tümüyle kendine ait olduğunu da, onun sınır tanımayan bir özgürlük içinde olduğunu göreceksiniz.

Gücünü de, bu gücü beslemek için çevresindeki hiçbir canlıyı sömürmediğini de gözlemleyeceksiniz.Bilmiyorsanız, onu dikkatle izleyince öğreneceksiniz:

Kedi cesurdur; fakat gerekmedikçe cesaretini sergilemeyecek denli onurludur.

Kedi eğlenir; ama kendi istediğinde ve kendi istediği kadar eğlenir.

Kedi karar verendir; hiçbir şey için kendisini zorlamaz.

Kedi kendisini kandırmaz; olanı olduğu biçimde “şimdi” gözüyle görür.

Kinci değildir; ama gerektiğinde tavır koymaktan çekinmez.

Kedinin tercihleri nettir; pazarlık etmez, bırakır, uzaklaşır.

Kedi, yavrusunun haricinde kimseye, kendisi doymadan lokmasını vermez.

Beden diliyle de olsa “Hayır” demesi gereken yerde ve gereken kişiye bu sözcüğü kesinlikle söyler.

Kendi sınırlarını korurken başkalarının sınırlarına saldırmak gereksinimi duymaz.

Ne istediğini de bilir; kafası karışmaz, yalnızca başarılı bir biçimde “şimdi”yi yaşar.

Öteki seçeneklerin hep ayırdındadır ama onları ancak, gereksinim duyduğunda değerlendirir.

Yani psikologların, “Sağlıklı, mutlu, özgüvenli, yeterli bir kişi olmak için” hastalarına verdikleri reçetelerin tümünün özetidir kedi.İşte bildiğimiz bu kedi, “Psikanalizde kedi teoremi” olabilecek denli güzel bir örnektir kişiler için...

Kulaklarımıza gelen her “miyav” sesinin arkasında gerçekte, mutlu, huzurlu, özgüvenli bir insan yaşamı gizlidir.

Bu giz, kediciğin küçücük patilerinin içinde saklıdır.

Ve o patiler kişinin yüreğinde oluşmaya başladığında, bilin ki ileride daha sağlıklı kuşaklar gelecektir yeryüzüne...

Kulaklarınızdan hiç eksilmesin “miyav”lar. "

Son cumlemi soyle degistirmek istiyorum yanliz;
"Kulaklarinizdan ve ruhunuzdan hic eksilmesin o ozguvenli miyavlar!"
Sonra saga sola baktim soyle; tekrar anladim evdeki kedi nufusunun beni niye rahatsiz etmedigini :0)




Dolu bir tatil (1) Christmas Party

Dubai'de yasiyor olmanin tembel ruhumuza yarayan bir avantaji var : hem uluslararasi, hem hristiyan, hem de musluman tatillerinden faydalanabiliyoruz cogu zaman :o)

Bu yil Christmas tatili ve Musluman Yeni Yili araya da hafta sonunu alarak 25-29 aralik arasi 5 gunluk uzun bir tatil olusturdu, biz de bu bes gunun etinden sutunden kilindan ve tuyunden yararlanmaya karar verdik tabii ki :-)

Oncelikle hayatimizda hic hristiyanlarin "Christmas" kutlamasini tecrube etmedigimiz icin kasim ayinda filan kurabiyemle birlikte evimizdeki filipinli ablamiza ona bir "parti" hediye ettigimizi soyledik.Dayi, Civciv ve Caniko da fikrimizi begendiler.Bir de henuz Dubaiye yerlesen genc bir Turk cift de davetimizi bizi kirmayip katilmaya karar verdi.

Lolish'e "Kuzenlerini arkadaslarini hepsini cagir, kendi geleneklerinize gore programli bir kutlama hazirlayin, ihtiyacin olan malzemelerin listesini bize ver halledelim, gerisine karismayalim" diye.
Lolish bu ise bayildi, ve yaklasik 20 gun oncesinden hazirliklar basladi :-) Bir de her katilana "kucuk bir hediyeyle" katilmasi tavsiye edildi; saat 12yi vurduktan sonra hediyeler icin kurra cekilecek ve herkes tanidigi-tanimadigi birisine hediyesini verecekti.

Hristiyanlar'a gore Christmas 25 aralik oldugu icin kutlamayi 24Aralik aksami yapiyorlarmis, o sabah Lolish sabah 4de kalkmis hazirliklara baslamak icin...Ben kalktigimda ocagin basindaydi :-)






Kurabiye de somestir tatilinde oldugu icin ablasina yardim etmek uzere gorevlendirildi ve ben ise gittim.Kurabiyenin de 2 adet cilekli kek yapma gorevi vardi :o)








Aksam saat 19:00 oldugunda neredeyse hersey hazirdi ve konuklar yavas yavas gelmeye basladilar.Bir ara grubun hangi milletlerden olustugununa baktim ; Turk, Amerikali, Filipinli, Hintli, Iranli, Pakistanli toplam 6 milletten ve farkli 3 dinden yaklasik 30 kisi, hristiyan arkadaslarimizin "noel"ini kutlamak icin bir araya gelmistik.Filipinli ciftlerden birisinin bir de 2 aylik bebeciki bile vardi mini mini...

Acik bufe hazirladigimiz yemegin acilisi, Hristiyan arkadaslarimizin tarzinda el ele tutusarak "Tanrinin verdigi nimetlere tesekkur ederek" basladi.




Sonrasinda da organizasyonu gercekten cok hos hazirlamislardi; siirler okudular, sarkilar soylediler, yarismalar planlamislar kahkahalarla yarismacilari izledik...












Civciv genellikle kameranin basinda "video cekimlerinden sorumlu
devlet bakani" idi :o)






Gecenin ilerleyen saatlerinde yani 24:00den hemen sonra kocaman bir daire olduk ve birbirimize cektigimiz kurada cikan isimleri bularak hediyelerimizi verdik.Onemli bir kural, hediye sahibine dogru muzik esliginde gitmekti...


Gece bittiginde konuklar cok tesekkur edip veda ederken bizler de degisik ve nese dolu bir tecrube edinmis olmanin mutlulugu icindeydik...

Saturday, December 27, 2008

Sadece filmlerde olur!

(Alinti)

"Birine güvenmek, karşılıksız güven, sonsuz güven gibi kelimeleri duyduğum zaman, aklıma yıllar önce izlediğim bir dizinin bir sahnesi gelir.

Karakterlerin adlarını hatırlamıyorum şimdilik biz onlara Mehmet'le Sevgi diyelim.
Mehmet ve Sevgi ilişkilerinde sorunlar yaşamaktaydılar, ne ayrılıyorlardı ne de geçinebiliyorlardı.
Sevgi'ye göre ilişkide güven sorunu vardı. Mehmet bunun öyle olmadığını kanıtlamak için Sevgi'yi bir uçurum kenarına götürdü, kadının gözlerini bağladı ve ben ne dersem onu yap diye talimat verdi. Kadın kabul etti. uçurumdan yaklaşık 3 adım geride duruyordu kadın. Savunmasızdı. Mehmet bir adım at dedi. Kadın tereddütlü attı. sonra bir adım daha at dedi. Daha da tedirgin çok küçük bir adım attı kadın. Bir tane daha dedi, kadın ağlayarak gözlerini açtı ve "yapamayacağım korkuyorum" dedi.

Bu sefer Mehmet bağladı gözlerini. Ben sana ne yaptıysam şimdi de sen bana yap dedi. Kadın kabul etti. Bir adım at dedi, adam kendinden çok emin bir adım attı. bir tane daha, adamda tereddütten eser yoktu, söyleneni yaptı.

Artık uçurumun kenarındaydı. bir adım daha atarsa aşağıya düşecekti. Hayatı sevgi'nin iki dudağının arasındaydı, itiraz edemezdi anlaşma buydu çünkü. kadın Mehmet'in gidecek daha fazla yeri olmadığını gördüğü halde, bir tane daha dedi. Adam hiç tereddüt etmeden adım atacaktı ki kadın onu engelledi.
Sonra adam kadına döndü işte ben sana böylesi güveniyorum dedi. Kadın ağladı.

Gerçekten de aradan yıllar geçse de, filmlerde ona benzer milyon tane daha sahne görsem de; o sahnenin benim gözümde değeri çok başkadır.

Ne zaman ki birine çok güvendiğimi hissetsem, onunla bir uçurum kenarında olduğumu hayal ederim. Tereddüt etmeden adım atabiliyorsam doğru yerdeyim ama atamıyorsam daha fazla söze gerek yoktur."