Saturday, December 13, 2008

(tuhaf o sey 01) Dunya yuvarlak degil mi yoksa?



GalileO Figaro' yu herkes bilir ya da bilmesi gerekir; İtalyan fizikçi ve gökbilimci Galile 1633 yılında Engizisyon mahkemesine çıkarıldı...

Suçunu hepimiz biliyoruz. Dünya'nın yuvarlak oldugunu ve döndüğünü söyluyordu ve... Kiliseye ters düşüyordu.Adam su "dumduz dunya'ya yuvarlak diyordu yaaa!!!!"

Copernic’in de etkisiyle Galile bu öngörüsünü kanıtladığı zaman, insanoğlundaki saplantıların ne kadar yanlış olabileceği kendiliginden cikti ortaya...
Copernic, Galile nin bir "erkek cadi" olmadigini tarihe yazdi.

İncil için bir dostuna yazdığı mektubundaki su tek satirla da, gercekte bir donemin tum ozelligini ozetliyordu:

"İncil, bilimin yerine konamaz ..."

Bunlari duyumsadiktan sonra kendi koklerimdeki buyuk degisim, gelisim, kurtulus geldi aklima; kendi kendime "kurabiyeyi bir sonraki tatilde Anitkabire goturmeliyim" diye planlarken...

Ataturkumu hatirladim, daha da cok sevdim hem de.

Benim Ataturk'um de , en az Galile kadar ya da insanlari ortacag karanligindan kurtaran her dusunur gibi, Turkiye'de de halki dincilerin, kendi kendine uydurduklari ve kurduklari egemenliklerden kurtardi dedim kendi kendime.

Asil laiklik budur anlayana anlamayana budur yahu; insansal bir evrimdir Atamin yaptiklari diye haykirmak istiyorum; ben donem donem geliyorum ulkeye, ulkemize; ormani disaridan gozluyorum, ancak her geldigimde biraz daha uzuluyorum.

Ben goruntu degisiminden rahatsiz oluyordum bundan 2 yil once; ancak son 1 yildir beyinlerin delikli peynir olmaya baslama durumu beni cok rahatsiz etmeye basladi.

Ben Ataturku ve "Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir" diyen aklini seviyorum...

Aynen ortacagin ilkel dusuncesinde, dunya yuvarlak yuvarlak, yumusak yumusak donerken "dunya yuvarlak diyeni yakacagiz" denen ateslere karsi verilen bir savasi hayranlikla ogrenip kitaplardan animsadigim gibi, daha da cok hayranim Atamin yapmaya calistiklarina, bir de aktif destekleyicisiyim!

Domates tohumu ekmek bile yasakti yahu bu topraklarda; hepsi seytan isiydi!
(Bu arada bilmiyorsaniz soyleyeyim; domates dunyanin en basarili anti-oksidan sebzelerinden birisidir)

Patlayasiya fikri bile olsa kadinlarin konusmasi yasakti; kadinlar cunku seytanin ortagiydi!
Kadinin fikri bile seytandi!
Hele de saclarinin her teli seytan oku olarak ugursuzluk getiriyordu!
Tum seytan oklarinin mutlaka ama istisnasiz kapanmasi gerekiyordu.
Mumkunse BIR TEK TEL bile disarida kalmamaliydi!
Uygulaniyordu!
(Dunyanin bazi yerlerinde haa uygulaniyor!!!)

Durduruldu!

(SONRA DA BIR ACAYIP BIR SEY OLDU)

Ancak hala vallahi de benim sacimin bir teli seytanin oku degil!!!
Ben de degilim seytan!


************

İnanç özgürlükleri, bireyin yahut cemaatlerin, yönetimlerden istedikleri özgürlüklerdir. Böyle bir istekte de haklıdırlar.

Haklidirlar daaaa....

Ancak DUNYA YUVARLAKTIR YAHU!!!!

ve sen bunu okurken de hala donuyor; ve bir saniye oncesi asla geri gelmeyecek :'(

Monday, December 08, 2008

Kurban bayrami degisim programi (DI eksceync progrem of DI bayram)

Bayram sebebi ile memleketteyiz.



Bayraminizi kutlar, sevdiklerinizle birlikte daha nice bayramlar gecirmenizi dileriz.


Kurabiye ve annesi





Sunday, December 07, 2008

Menekselerin suratina da bak!

Kisin memlekete gelmenin de hos yani ailenin Izmir'deki evinde vakit gecirme imkani bulmak, zira yazin gelindiginde annemler yazliga gittikleri icin "ver elini Kusadasi" yapiyor ve Izmirin kavurucu sicaginda kalmiyoruz.

Ancak dedigim gibi Izmir'in "kis" ina da doyum olmuyor.Inceden inceden, dondurmayan, fazla sarsmayan, cicekleri oldurmeyen nazik kis aylari pek lezzetli oluyor Izmir'de.


Iklim uygun oldugu icin kis aylarinda da bahce ve pencere onlerinde cicek yasatmak mumkun olur Izmir'de, ve sanirim bu sehrin en guzel "pencere onu" babamin sanat eseri mutfak pencere onudur.


Kisin gelmeye firsat buldugumuzda ablamla saatler geciririz bu pencere onunde, sabahlari turk kahvesi keyfimiz, aksamustu mis gibi cay kokusu dolu mutfak sohpetlerimiz, aksamlari belki hafif kucuk demlenmelermiz, hatta herkes kendi makinasinda internet keyiflerimiz, muzik dinlemelerimiz bile hep bu pencere onunde olur.


"Pencere onu" nun dili olsa da konussa kadar olan mekanimiza cucelerimiz de bayilir; onlar da meyva falan yemek icin mutfaga geldiklerinde sigis sigis yuvarlak masanin cevresine diziliriz.


Bu yil da pencere onu keyflerimizin tadina varirken rengarenk ciceklerden bir tanesi dikkatimizi cekti kurabiyemle.Ablam, babama diktirmis bu yil bu menekseleri...


Soyle siradan bakildiginda iste her menekse gibi moruyla sarisiyla neseli ve saglikli cicecikler; biraz egilip de dikkatli bakildiginda ise yari hayret yari nese ile basliyorsunuz gulmeye.

Hepsinin surati var yahu!

Oyle boyle surat degil hem de; azonce limon yemis de buzusmus gibi bir surat; her birinde ayni ifade hem de :-)


Iste bunlar bizim limon yemis suratli menekseler;





bunlar da menekseleri taklit eden cuceler :-D

"Ucaginizdaki butun koltuklar dolu; bir saniye bekleyin hanfendi"

Ben - "Ha? ah hah hah ahahahahh... ne kadar da esprik bir havalimani gorevlisi bir kardessiniz, demek ucak koltuklarini birden fazla kisiye mi satmislar aha hah huh ohu heh hu! (??????????????) "

Gorevli - (ayni ciddi gorevli) daha da ciddi bir ifadeyle "Bir saniye birseyler ayarlamaya calisiyorum"

Ben - icimden gelen "nihahahahaha!!!" nidalarini kontrol etmeye calisarak "yok yok... siz saka yapmiyorsunuz sanirim.Yani, ben bundan yarim saat once yurt disindan gelen bir ucaktan indim, bahsi gecen Izmir biletimi haftalarca once internetten almistim, kiziminkini de birkac gun once bakin PNR numaralarimiz burada, bekleme listesinde degiliz.... , 4 bavulla dis hatlardan ic hatlara isik hizi ile geldim; ancak siz simdi bana benim cocuklugumda oz bilmemne turizm otobus yolcularinin basina gelmesi muhtemel bisiyin ucaga binmeye calisirken basimiza geldigini mi ima ediyorsunuz?"

Gorevli - "bir saniye hanfendi sistem kitlendi"

Ben - "ama ucak 20 dakika sonra kalkacak ve bu geceki son ucaginiz... sistem ne dusunuyor bu hususta?"

Gorevli - "yok yok o kalkmaz o zaman; daha inmedi ucak, nasil kalksin"

Kurabiye - "Anne ne diyo bu abi?"

Ben - "Kizim dur bii... cekme cantami.. beyefendi; hani yer problemi varsa ucakta hic sorun degil, pilotun yanina 2 tabure atin biz orda da gideriz ehuh huh hehe heh :S "

Gorevli - "Kimlikleri alayim"

(bir inceleme ve goz bebeklerime keskin bir bakis!!!)

Gorevli - "Yaninizdaki cocuk kim?"

Ben - "(bu bir kamera sakasi olmali evet evet bir kamera sakasi bu) kizim sen kimsin? git burdan birak beni, neden pesime takildin? aaa bi de bana anne diyo bu yaa!!!"

Kurabiye - "Anne yaaa ne diyosun?"(cocugun tahammulu yok, yaklasik 8-9 saattir havaalanlarinda orda burda.. yoruldu.. yoksa espriden anlar benim kurabiyem, baya bi zora sokardik isi; biliyorum aslinda o da benim gibi catlak!)

Gorevli - "Hanfendi verdiginiz kimliklerde soyadi farkli"

Ben - "Neeee aman allahim; o zaman bu cocuk kim??? Benim cocugum nerde? eyvah!!!!
Ama bi dakka hatta bir saniye beyefendi, sanirim bana anne diyen bir cocuk ile ilgili yaraticiliginizi kullanamiyorsunuz o zaman ben bosanma mahkeme kararinin fotokopisini takdim edeyim"(aklimi seveyim bu kagidi 3 yildir yanimda tasiyorum ve ilk defa lazim oluyor)

Gorevli - "(alayci ve inanmaz bir ifade ile)Tamam yalniz amirimi aramam lazim..
Amirim boyleyken boyle.. evet bana bir kagit verdi.. efendim? burda cok sey yaziyor hepsini okumam mumkun degil? nasil? evet cocuk anne diyor... Kagidin basi? ah evet ordaki soyadi cocugun soyadi... haa hmm evet..evet evet sonundaki soyadi da kadinin soyadi (bu sirada arkadas siki bir firca yiyor veya gazi var cok fena karni agriyo ; zira surati kippppp kirmizi oldu!!!"

Gorevli - "Buyrun beyefendi cikis kapiniz 110"

Ben - "Beyefendi?"

Gorevli - "Pardon hanfendi"

Ben - "Soyadi farkimiza ragmen anne kiz olmayi ve ailemizin evine gitmeyi hakkettik demek ki tesekkurler.. haa bu arada not dustunuz mu pilotun yanina atacaklari tabureleri baglamak icin de ip lazim bize, mazallah kis mevsimi hava boslugu filan, havada ucarken pilotlara carpmayalim"

Gorevli - (bu sefer morumsu kirmizi renkle) "iyi ucuslar hanfendi ozur dileriz"

Ben koltuk numarasina bile bakmadim, digidik digidik son hizla "jet kurabiye" ve ben kostur kostur 110 numarali kapiya gittik.Aman aman ne guzel kapinin onu gayet dolu "Oh" dedim icimden ucak rotar yapmis ama her an ucaga alinabilirdik.

11 yasindaki kurabiye dikkatli tabi "Anne bu kapi Trabzon kapisi" bende artik sabir kalmamis "of ya kizim ha ne ya?" filan derken kafami kaldirdim anaaaa bi baktim vallahi de biz Trabzon ucagini bekliyoruz!!!

Hemen ordaki bir gorevliyle boardlarin altina gittik; vallahi de Izmir ucagi da Trabzon ucagi da ayni kapi numarasinda hem de kapinin ustunde Trabzon yazarken bizim binis kartlarinda da ayni numara var.110!!! ve bize gore 110a yanasan ucagin Izmire gitmesi gerekiyor! Gorevli bizi rahatlatti "heralde bir ucak sag cikis kapisindan oburu sol cikis kapisindan yolcu alacak(puhah hah hah yuz ifadesi"

Ben teslim oldum! Ordaki bir koltuga coktum! bu sirada devamli arayan abim ablam annem filan bilimum ahaliye rapor veriyorum, konustugum telefonun obur ucu gulecek gulmesine de puhhhaaahhh diye ; benim sesim sinirden artik titremeye basladigi icin cesaret edemiyor:-)

Valla kurabiye vaz gecmedi; elinde ucus kartlari devamli ekranlara gitti geldi; bu arada bana bir su; kendine bir turkce dergi aldi; cocuklar bir felaket oluyor onlarda kesinlikle bir "son dakka enerjisi" diye bir depo var biliyorum onlarda o sirada. Benim aklim akillica cozumlerde "hmm hava alani yakinlarinda Wow otel diye temiz bi otel vardi daha olmadi bu gece orda yatar yarin gideriz izmire; kesin kacti bu ucak" filan derken degismis kapi numarasini ilk kurabiye buldu, beni ve cevremizde Trabzona gitmekten urken diger Izmir yolcularini toplayip dogru kapiya goturdu.
Diger yolcularin toparlanmasi zaman aldi; 1saatten daha uzun bir sure sonra ucak havalandi.

Enteresan!
Hayatimizda ilk defa 1D ve 1E de seyahat ettik kizimla(hem de ekonomi biletiyle :-))

Kurabiye "Bu nasil oldu anne?" dedi; ben de "Kokpite koyacak tabure bulamamislar kizim" dedim.

Annemin sarmalarini sarimsakli yogurtla yerken saat gece yarisi 2:30 olmustu.

Monday, December 01, 2008

Bronshiyotus Canavarus

10 gun once hafta sonunun ortasina atesler icinde uyandim.

Cumartesi sabahiydi; gozumu actigimda cayir cayir yaniyordum... Hic sevmem atesi, ablamin tabiri ile biraz da tabansizimdir, hemen gevseyiveririm dudagim da duser "buhuuu" olurum ben koca kadin.

Hastahaneye dusurmesin allah; "acil"in kapisindan adim atar atmaz hemen "kolunu baglayalim tansiyonuna bakalim, ac agzini yut su dereceyi,serum takalim, koluna delik delelim, kan alalim, hatta kanini emelim nihahahaaa" diye dort taraftan enjektorlu, kucuk boynuzlari ve kuyruklari olan hemsirelerin saldirisina ugramisken (yuksek atesten dolayi bazi gozlem hatalari olusmus olabilir) oradan bir nesteri kaptigimi hayal edip sirtimi duvara vererek "hiheeeytttt!! yaklasmayin!! cizerim!!! bana doktoru caarin" diye cigirdim!!!

Guzel guzel doktorcuma, oksurerek, burnum akarak ve de atesle geldigimi; su anda tek istedigimin kabadan bir ates dusurucu oldugunu guzel guzel anlattim.Adam da peki dedi, ignemi oldum guzel guzel; grip ilacimi aldim ve eve yollandim.

Evde kurabiyemin hazirladigi(ay annemin lafi geldi aklima "kiz olsun da camurdan olsun") vitamin dolu kahvaltiyi lupletip 1-2 saat de uyuduktan sonra kendimi ogleden sonra kurabiyeme verdigim sozu yerine getirecek kadar iyi hissettim...

Teee yaz aylarinda Shanghai dan kurabiyem icin aldigim ve henuz ucurtmaya firsatimiz olmayan devasa ucurtmamizi kapip dayi ve Canla birlikte sahilin yolunu tuttuk.

Nasil da pufur pufur bir havaydi sormayin, ucurtmayi daha paketinden cikartirken hayvancik adeta "birakin beniii ucacaaamm ucacaaammm" diye haykiriyordu.

Cok keyifli bir "Ucurtma ucurmasi" idi pufurrrr pufurrrr... ve o guzel pufurrrtu benim yuzumu de ust solunum yollarimi da baya bir dolasmis olmali ki ertesi gun ofise gittigimde bir kutu kagit mendil bitirdim "hapsiyeeee... psihiyeee... firrrkk.. shhhyeeee" acayip aksirma seslerim arasinda(ve de vallahi bir kez bile imla kurallarina uygun olarak adam gibi "happp suuuu" cikmadi agzimdan.)

Benim ekipteki cocuklar pek sirindi dogrusu imza icin geldiklerinde... ellerindeki kagidi 2 metre oteden masama dogru firlatip aninda fiyiyorlardi; artik kagidin kismetine! suzule suzule masaya dusmeyi basaranlar hemen tarafimdan imzalaniyor, yere dusenler ise saat basi tarafimdan yerden toplanip topluca islem goruyordu.

O gunu de sallan yuvarlan ancak saat 14:00e kadar goturmeyi basarip kalan son bir damla canimla eve kapagi attim ve "horrrrrrrrr" seklinde yorganin altinda bol bol terliyerek kendime biraz gelmeyi basardim.Tabi sonrasini tahmin edersiniz; tam agir bir gripal enfeksiyon durumu, ne el kalkiyor ne kol.. feci bir oksuruk koh koh koh...

Ertesi sabah yatak bana fena sarilmis durumdayken ve hafif atesle kivranirken kurabiyemin okulundan aradilar "kizinizin cok atesi var hemen gelip alin"... EYVAH!!!

Tabi kendi hastaligim aninda unutuldu tarafimdan son surat kurabiyenin okuluna firladim.Revirden aldigimda, bu sefer atesten cukulatalari erimis kurabiyemi hastaneye yetistirdim... O da ayni benim gibi! Tabansiz!!! bizim atesimiz cikti mi, booole fena suzuluruz ana-kiz dudaklarimiz yerlere kadar duser iste yine ablam bu duruma "aman bunlar hasatalinca hemen sumuk gibi olurlar!" der.. Ah ablam ve yakistirmalari :-)

Neyse doktor "Aaaa de! sirtini ac! himmm... ve hatta HIIMMMMM.." seklinde seslendirmeler esliginde kizimi muayene ederken benim kipkirmizi yanaklarimla agzimi acmadan sessizce icerden gerceklestirmeye calistigim oksurugumu yakaladi(bi deneyin bakin, agziniz kapaliyken kuvvetlice oksurun; hem cok komik gorunuyor hem de ic kulak setiniz kulaklarinizdan disari firlayacakmis gibi oluyor) "Sizin de cigerlerinizi bir dinleyebilir miyim" diyiverdi... Ben de tabi "ehu huh kem kum e tabi buyrun kendi ciyerinizmis gibi efenim" filan derken adam steteskopu gogsume dayar dayamaz "Oh! kesinlikle antibiyotige baslamiz gerekiyor, ust solunum yollari tamamen dolmus!!!" mujdeli haberini verdi...tam duyamadim ne dedigini ama sanirim 'bronsiyotus canavarus' gibi bir hastalikti benimkisi"

Iste o gundur ve takip eden 6-7 gundur ben ve kurabiyem salonda, cek yatlarin ustunde kah televizyon izleyerek, kah kitap okuyarak ve bol bol ilaclarimizi icerek, meyve yemeye calisarak kendimizi ayaga kaldirmaya calistik hep.Turlu turlu corbalar yaptim canimizi cektirmek icin ama pek istahimiz yoktu ikimizin de...

Sukur ki kurabiyemin hastaliginin ilk gecesindeki gibi kotu degildik hafta sonuna dogru... Ilk gece o kadar zor gecmisti ki, butun bir gece bin yil surdu sanmistim kendim atesliyken atesi 39u gecen kurabiyemi sogutmaya calismak cok zor olmustu.

Persembe sabahi "ne var ne yok ofiste" diye bir iki saatligine gittim ise... gidis o gidis...
"sunu da yapayim gideyim... suna da bakayim gideyim" derken neredeyse mesai bitiyordu ben cikarken...

Sonra ustune cuma cumartesi 2 hafta sonu gunu serile serile dinlendik kurabiyecigimle...

Sukurler olsun haftaya saglikli basladik, ve bes bin kere "oh yaaa! saglik gibisi varmiymis" diye iyilesmemize sevindik kurabiyem de ben de....