Sunday, January 13, 2008

Kardelen koyu.


Kiyamayarak kizinin komur karasi saclarini oksadi.Ne kadar da neselenmisti guzel melegi, icindeki enerji konusmasina vurmus saatlerdir bicir bicir anlatiyordu.

Ne iyi etmislerdi bu tatil, bir degisiklik olmustu ikisi icin de, degisik bir kis tatili olacakti bu kucuk koyde gecirecekleri 5 gun.

Bir arkadasindan duymustu gecen kis Kardelen koyunu.Bu minik bir koy olmasina karsin hemen yakinlarinda karlarla kapli bir dag ve kisa bir kayak pisti vardi.Burada cevre illerden gunubirlik gelen konuklar daga cikiyor, kayak yapiyor, karlarla kapli tepenin tadini cikartiyorlardi.Hatta tepede 50 yatak kapasiteli kucuk bir de otel vardi. Bazi zaman bu pistte kucuk musabakalar bile duzenlendigi oluyordu ki bu tatilde de oyle bir organizasyon olacagini duymustu.
Bu cok hosuna gitmisti, cunku kizi yeni yeni kayak sporu ile ilgilenmeye baslamisti ve belki daga cikip orada da zaman gecirme firsatlari olabilirdi.

Kardelen, odunculuk ve biraz da hayvancilikla gecinen bir koydu.
Kucuk bir koy olmasina ragmen kucuk bir saglik ocagi ve ilkokulu bile vardi.
Koy sakinleri, yatili gelen misafirlere evlerini pansiyon gibi kiralayarak ek gelir temin ediyorlar, kendileri de bu kisa sureler icinde yine ayni koyun icindeki akrabalarin evlerinde kaliyorlardi.

Kaldiklari evin telefonunu ve adresini arkadasindan almisti ve gelmeden once haber vermisti evlerinde kalacaklari aileye.
Aile onlari sanki akrabalari gibi ictenlikle ve sevgi ile karsilamisti.

Zaten daha otobusten iner inmez temiz havanin sagladigi oksijenden mi bilinmez, bir gulumseme yayilmisti kendisinin de biricik kizinin da yuzune.

Hava eksi 2 derece filan idi ama tepede isildayan gunes ve kuru hava, sogugu fazla hissetmelerine izin vermiyordu.Ikisi de paltolari ellerinde, sirtlarinda birer polar sweat shirt, ayaklarinda spor ayakkabilari, kalacaklari eve dogru yollandilar kahvehanede bulustuklari ev sahibi beyin esliginde.

Eve vardiklarinda mis gibi sabun kokusu cigerlerine doldu.
Kucucuk bu koy evi nasil bu kadar temiz nasil mis gibi idi... Hizlica goz gezdirdiginde gozune kapisi acik mutfakta uzerinde bir caydanlik puf leyen bir odun sobasi, salon olarak kullanilan giriste en az 30 yillik oldugu belli olan pir pir pirlayarak goruntu veren eski bir televizyon, kapisi acik yatakodasinda yataga ozenle ve gergince ortulmus sakiz gibi bembeyaz carsaflar ilgisini cekti.
Yerler komple eski hali parcalari ve kilimlerle kapli idi.Muhtemelen halilarin altindaki dosemeden olacak, yururken insan ayaklarinin altinda gicir gicir tahta sesini hissediyordu.

Biraz dinlenip birer bardak cay ictikten sonra kizi, daha fazla kendini tutamadi ve "Ben evin onune kesfe cikiyorum annecim, fazla uzaklasmam" dedi.

Kiziyla birlikte o da disariya yurudu ve evin onundeki divanda dinlenmeye koyuldu.
Serinlik dirilestirmisti ikisini de.
Nefes aldikca taze sogugun cigerlerine doldugunu hissediyor, dinclesiyor, adeta genclestigini hissediyordu.
Cevreyi izlerken koy sakinlerinin gercek "sakin" ligi ve hemen hepsinin yuzlerindeki gulumseme ilgisini cekmisti. "Tabi" diye dusundu, "ellerindeki ile yetinen bununla mutlu olmasini bilen bu insanlar, sehir kargasasi olmadan yasiyorlar, bol oksijen ve dogal yiyeceklerle besleniyorlar.Gercek mutluluk bu olmali".

Kendi yuzune de bir gulumseme yayildigini farketti, dinlendirmek icin hafifce gozlerini kapatti.

Gozlerini actiginda havanin coktan kararmis oldugunu anladi ve cok sasirdi.Sirtina dogru bir urperme hissetti. En az iki saat uyumus olmaliydi."Kiziim?' diye iceri dogru seslendi acik kapidan.
Yanit alamayinca sesini yukselterek "KIZIIIMMMM?????"
Hafif hafif kalbi carpmaya baslayarak iceri dogru firladi "kizim geldin mi ama sevmiyorum boyle sakalari biliyorsun?"

Ses yok.

"Aman Allahim!" diye dusunmeye basladi, boyle bir sey hic baslarina gelmemisti daha once.Kizi haber vermeden bir yere gitmezdi ki; hem de yabanci olduklari bir yerde asla!
“Evin onundeyim” demisti! En son baktiginda da elindeki bir comakla koyun kopeklerinden birini egitmeye calisiyordu.
"Sakin olmaliyim" dedi kendi kendine, sesindeki catlak titremeyi kendisi de duyarken.

Kapiyi cekerek cuzdanini aldi ve gelirken gordugu koy meydanindaki kahveye dogru yurumeye basladi.Kahvenin yanindaki "MUHTAR" yazisi ilgisini cekmisti, once oraya gitmeliydi.
Yururken evlerden gelen yemek kokularini takip eden ve bahcelere girmeye calisan sokak kopekleri gozune ilisti.

Muhtarin yerine geldiginde gordu ki coktan kapatip gitmis muhtar.Kahve'ye dogru seyirtti, kendisini sakinlestirmeye calismasina ragmen artik iyice panige kapilmaya basladiginin farkindaydi.

Kahvenin musterilerinin cogu icerde catir catir yanan sobanin basinda sohpet ederek caylarini yudumluyorlar, kimi de tavandaki bir askiya monte edilmis televizyonu izliyordu baslari yukari cevrilmis.

Disarda muhtemelen evlerine gitmek uzere paltosunu giymekte olan 2 kisi ile karsilasti biri orta yasin ustunde, biri oldukca yasli.
"Pardon, siyah uzun sacli 9-10 yaslarinda bir kiz cocugu gordunuz mu?"
"Bilemeyceem" dedi orta yasli olani, "amma goyun gencleri doplasip daga gettiler, 3-5 usak da dakhildi beslerine,gayakcilar neyin mi gelmis yarisacaklarmiymis neyin...bilemeceeem, sen iyisi mi ismayilnan gonus bacim.. ISMAYIIIIILLLLL!!”

“Ne diyon Hasan emmi?” diye cikti Ismail disari bir elinde bardak diger elinde kirli beya bir bez bardak kurulayarak.

“Ne olursunuz” dedi, artik sesindeki titremeyi control edemeyerek “ 9-10 yaslarinda siyah sacli bir kiz cocugu gordunuz mu? Uzerinde mavi bir giysi vardi…”

“Hee yenge” dedi Ismail, “bebeler alanda doplandiydi, o da muhtar beyin ooluna yalvarip duruydu beni de alin deyu”

“Nasil, nereye? Nereye alin diyordu, bana oyle bir sey soylemedi?Lutfen; lutfen soyleyin nereye gittiler? Kizim nerede nereye goturduler?Kizimi bulun ne olursunuz!!!”

“Goyun gencleri doplandi getti iste bebelerin bazisi da atladi son anda goyun minibusune. Aha te oraya cikhdilar, yaris varimis gene bugun ona bakmaa. Merak etme yenge, bizim gencler iyi oolanladir, gece korucunun evinde galirlar, zabah neyin inerler assaaa…”

Karli dagi gosteriyordu omzunun uzerinden yukariyi isaret ederek Ismail. Karanlikta dag bile gorunmuyordu, uzerini kaplayan karlar ve hafifce sizan bir isik huzmesi vardi sadece, sanki gokyuzunun icinde.

“Aman Allahim!” diye haykirmamak icin kendini zor tuttu. “Bana bir araba bulun lutfen oraya gitmem lazim… Cabuk!! Cok cabuk!! Lutfen!!”

“Yenge, bu saatte gimse cigamaz daga, sis basmistir sindi, gar da azmistir, az bekle sen.. zabah ossun, gelir gizin obur bebelerle geri.”

Artik butun kontrolunu kaybetmisti, bir yandan haykira haykira aglarken bir yandan da yalvariyordu “Lutfen..lutfen bana bir yol gosterin! O daga hemen; simdi cikmam lazim. Kizimi alip gelmem lazim! Lutfen..lutfennnn!!!”

“Yenge, goyun otomobillernin hec biri cikmaz bu saatta, emme Yusuf emminin oglunun tranktoru var, pek de cesur oolandir, az once gettiler koyun eski gorucusuynan burden.Onu da alir giderseniz bi yere gadar cikhartirlar seni, emme gerisini yurursunuz, cok zor emme get bi sor aha isigin yanindaki ev Yusuf emminin evi”

Bir omurden daha uzun bir sure sonra traktorun kocaman tekerleklerinden birinin ustune oturmus, karsisindaki tekerlegin ustunde koyun eski korucusu Dogan, yaman bir genc hani, Yusuf emminin oglunun kullandigi traktorle dingir dingir hoplaya ziplaya, buzlanan yerlerde kaya kaya dagi tirmanmaya baslamislardi.

Yusuf emminin oglu Dogan’a nereye kadar gidebilecegini soylemis, Doganin yuzu biraz golgelenmis, ancak “Yenge tamam, geri kalan yolu yuruyerek cikariz” demisti.

Toorrrrrrtttttttt diye bir sesle altindaki kar ve buzlari ezerek traktor durdugunda soguktan dudaklari artik hareket etmiyordu. Dogan elini uzatti “Hadi yenge” diyerek, elindeki cuvali da uzerine verdi. Cuvala siki siki sarindi.

Yukari dogru yurumeye basladiklarinda yavas yavas uzaklasan traktorun homurtusunu duyuyorlardi.

Ona 2km gibi gelen belki 200metre yurudukten sonra yol iyice incelmeye basladi.Ayagindaki spor ayakkabilari kayiyor, asagi bakmamaya calisarak Dogan’I takip ediyordu.Soguktan kirpikleri bile donmustu ve galiba simdi cigerleri de donmaya baslamisti.

“Aman!” diyerek oldugu yere coktugunde gayri ihtiyari asagi bakti inanilmaz; ucmak gibi bir goruntu ve duyguydu.
Sagda solda agac kalmamis, bembeyaz kucuk bir patikadan yukari dogru cikiyorlardi ve yurudukleri yol adeta gokyuzune asma bir kopru gibi baglaniyordu.
Gidecekleri yone dogru bakti, sadece sisin bugusu vardi ileride yukarida.

Tum gucuyle “Agghhhhh!” diye bagirip aglamaya basladi ancak ne sesi cikiyordu ne de goz yasi.

Derinden bir ses duydu “ Anneeee!!!! Annneeee! Anne yaaaaa!”

Gozlerini acti kizi burnunun dibindeydi “Anne ya, ikimiz de saati duymamisiz hadi kalk, sen ise gec kalcan ben de servisi kacircam KOOOSSSS hadiiiiiii!!!!”
Yatagin icine sinmis, kizinin bebek kokusunu cigerlerine kadar cekti; “Kizimmmm…canimmmmm… Bonibonlu kurabiyem benim! Seni nasil seviyorum bir bilsen! Bos ver servisi seni okula ben birakicam bugun” demesiyle kurabiyenin sevinc cigliklari birbirine karisti.

Nese icinde hazirlandilar ve evden ciktiklarinda ikisinin de yuzunde butun gune hatta butun haftaya sigacak kadar kocaman birer gulumseme vardi.

Saturday, January 12, 2008

"yorumsuz" YALNIZLIK


Sen her seyi supurebilirsin sonbahari supuremezsin.
"Yalniz" sa surekli bir son bahari supurur...
Dusunemezsin.

Yanar sobasinda "yalniz"in usuyen bakislari.
Lambasinda karanliga donuk bir isik titrer sonuk sonuk.
Penceresi disina kapanmistir, kapisi icine ortuk.

"Yalniz" bin yil yasar kendini bir anda.
"Yalniz"in nesi var nesi yoksa tumu birdenbiredir.

"Yalniz" bir ordudur kendi colunde.
Sonsuz savaslarinda hep yener kendi ordusunu.

"Yalniz"in sakladigi bir sey vardir.
Boyuna yerini degistirir, boyuna onu arar, biri bulsa diye.

"Yalniz" hem bilgesi hem delisidir kendi dunyasinin.
Ayrica hem efendisi hem kolesidir kendisinin.
Tadini cikaramaz gorecesiz dunyasinda hic birisinin.

"Yalniz" surekli dinleyendir soylenmemis bir sozu.
Sozunde durmasi; yalnizin yalanciligidir kendisine.
Hep yuzune vurur utanci o yuzden kacirir gozlerini gozlerinden.

"yalniz"in odasinda ikinci bir yalnizliktir ayna.
"yalniz" kendi ben'inin sen'idir.


Bir sozde saklanmis yalani, bir gozde okudugundan, bakmaz kendi gozlerine bile.

Her susadiginda o kendi colundedir.
Kendi oykusunu ne anlatabilen, ne de dinleyebilen;
Kendi turkusunu ne yazabilen ne de soyleyebilen.

Bir zamanlar guldugunu animsar da; yogurur huzunun camurlarini avuclarinda.

"Yalniz" aranan tek gorgu tanigidir yargilanmasinda kandi davasinin.
Her durusmasi ertelenir kavgasinin.

"Yalniz" hem kaptani hem de yolcusudur batmakta olan gemisinin.
Onun icin ne sonuncu ayrilabilir gemisinden ne de ilkin.

"Yalniz"in adi okundugunda okulda ya da yasamda,
Kimse burada diyemez ama "yok!" da...

Uykunun duvarinda basladi, onceleri bir toz golgesi sanki sonra bir yumak yun gibi.
Ama simdi iyice goruyor orumcegin agini gun gibi.

"Yalniz" duymus oldugunun sagiri gormus oldugunun korudur.
Olur, olur, oldurur,Oldurur, oldurur olur.
Duyduklarini unutur, duyacaklarini dusunur.

"Yalniz"in adina hic kimse konusamaz.
O kendi kendisinin sanigidir.
"Yalniz" onceden sezer sonra olacaklari...
Paylasacak biri vardir anlatir ona , anlatir, olacaklari olmayacaklari.

Her leke kendisiyle cikar.

Yalnizlik paylasilmaz, paylasilsa yalnizlik olmaz...

OZDEMIR ASAF

Friday, January 11, 2008

Turunun son ornegi (2)


Bu hikayeyi duyduktan sonra yeterli kadinin ne oldugu sorusu geldi yine aklima.

Yeterli ve guclu kadin; asla bir suru arkegin tabir ettigi gibi “kendinden başka kimseye ihtiyacı olmayan ve gelene gidene rağmen tek gerçeğin kendisi olduğunu anlamış feminist kadin” degildir.

Yeterli ve guclu kadin, zeki, basarili, kendine sonuna dek guvenen, hayatın pesinde suruklenen degil hayatı pesinde surukleyen kadındir.

Ne olursa olsun en nihayetinde bir kadın oldugu unutulmamalıdır ama!!!

Kadinin yeterlisi kendisine sunulan sartlar dahilinde tum donanimlarini “gerektigi gibi verimli bir sekilde kullanan” kadindir.

Bir gun bir toplantida adamin biri suna benzer seyler soyledi : “ Kadinlar ruhsuzlaşıp, kariyer sahibi olup, yalnız olup soğuk görünmeye calisiyor, bunu becerdiklerinde TAMAM BEN OLDUM diyorlar. Mutsuz olmak iyi bir şey sanki. aferim kadınlara hepiniz güçlü olun şimdi. Hah hah hah hah... Bu kadinlar hayatta hiç bir halta da yaramazlar, anca nefes alıyorlar işte. Manyakligin degisik bi turu! Erkegin kanadina siginmanin luksunu de olene kadar tadamayacaklar!”

Ha? Yok yok, merak etmeyin adam sonra tarafimdan imha edilmedi:))))) Sadece pis pis baktim ve olay mahalini terk ettim... Niye muhattap olayim ki, o geri zekaliya gore, freni bosa alinmis bir TIR i 3 metre cekebilen kadin guclu kadindir! Birak ayni dilde konusmayi, ayni gezegenin dilinde bile konusmuyor olacagim kimseyle polemige girmem.

Sevmek ve fedakarlik yapabilmek GUC gerektirir. Guclu kadinlar erkekleri zayif kadinlardan daha iyi severler..

Gucluler gerekceyle, zayiflar bahaneyle sever.

Gerekceyle sevebilmek icin kuvvetli olmak, o gerekceleri takip etmek gerekir. Gerekceler karsi tarafin bilincli destegiyle somutlasir ve daha buyuk enerji ve sevgi olusur.
Bahaneler akan suyun hiziyla degisebilir.


Cok para kazanan erkegi olmadan varolamayan, bir fatura bile yatirmayi bilmeyen, aksam ne pisirecegine bile karar veremeyen ama erkeginin nefesiyle de kimseye eyvallahi olmayan kadindan ziyade;

colugunu cocugunu korumak icin mucadele veren, herkes gibi aci ceken ancak bunun hayatini yolundan cikarmasina izin vermeyen kadin degil midir guclu ve asil olan?

Cogu kadin taniyorum, evde saatlerce zirlar ancak disari cikarken basi ve sirti dimdik kapisini kilitler.Cenesi asla gidisina yaklasmaz!

Uzuldugunde icinin sicakligi sadece kocaman bir yastik, ama isiklar yandiginda yaydigi sicaklik yuzundeki kocaman gulumsemedir.

Kollarini actiginda bebesi icin o kucak o kadar buyuk ve guclu acilir ki sanki oraya bir duzine yavru sigar.

Gerekceli sever, gerekceli korur, gerekceli hesap yapar...

Yok yok evet ya... ben hesapsiz kitapsiz sebepsiz bahaneci ve turunun son ornegi olmaktansa;

Gerekceci “gicik kadin” olarak kalmayi tercih ediyorum...

Turunun son ornegi (1)


Japonya’ya bir is gezisi dolayisi ile gittiginde henuz yirmili yaslarinin baslarinda idi.
Gezi uzun surdugu icin, Japonya, kulturu, aile hayati gibi konularda da fikir sahibi olma sansi bulmustu.
Iki hafta sonunu da iceren bu is gezisinde ziyaret ettigi firma adeta bir kultur turu da yaptirip cok ozel bilgiler vermisti ulke ve kulturu hakkinda.
Oyle bir ulke idi ki ikinci dunya savasindan sonra calisma, sadece “konsantre calisma” ile yuzyillari kapatmisti adeta.

Guven bas unsurdu.

Sadakat ikinci.

Hepsinden onemlisi de aile birligi.

“Rush hours” tabir edilen sabah ise gitme saatleri ve isten cikis saatleri gorulesidir Tokyo’da.

Adeta antenleri ile birbirini izleyen karinca kumelerini animsatir.

O yogunluk, o kalabalik en fazla yarim ila bir saat surer.
Bu surenin sonunda herkes, en fazla 60metrekare olan yuvalarinin icindedir.

Henuz yirmili yaslarda olmasina ragmen bu tuhaf duzen ve asayis cok ilgisini cekmisti.Ne de olsa bir Akdeniz ulkesinin insani idi ve kentin en yogun trafiginin oldugu sure icinde sokaklardaki binlerce insandan bir tanesinin bir digerine ofke ile bagirmamasi, trafikte cami sonuna kadar acip birbirine kufretmemesi cok ilgisini cekmisti.

Ev sahibi sirket, part time calisan bir Japon bayani toplanti zamanlarinin haricinde ona eskortluk yapmasi icin gorevlendirmisti.

Bu sayede bayanla kiz kiza yakinlasma ve ulkenin ailevi kulturu hakkinda da bilgi alma sansi da olmustu.

Japon bayan, isletme mastirli bir endustri muhendisi idi.
Part time calisiyordu.

Ona “Neden kariyer yapmiyorsun” diye sordugunda aldigi cevap cok ilgincti :

“Esim benim universiteden arkadasim.Universite yillarinda esime derslerinde daha cok ben yardimci olurdum cunku o okul sonrasi zamanlarda babasina evin islerinde yardim etmek icin cok zaman harcar, ders calismaya zaman bulamazdi.
Sonra birlikte mezun olduk, esim bana evlenme teklif ettiginde ben universite ve mastir diplomamin cok egitimli bilincli cocuklarin yetismesine yarayacagini biliyordum.Esimin teklifi beni cok onurlandirdi.Saygiyla kabul ettim.
Bizim buralarda cogunlukla kiz cocuklari, iyi egitimli cocuklarin yetismesi icin okutulur. Bu, egitim konusunda toplumun nesiller atlamasini saglar."

“Peki” dedi, genc kadin, “sira arkadasin olan esinin kariyerindeki basariyi hic mi kiskanmiyorsun? Veyahut onun baska bir dunyasinin olmasi (senin de olabilecegi halde) seni hic rahatsiz etmiyor mu?”

“Hayir” dedi Japon genc kadin. “Onun baska bir dunyasi yok ki.Sabaha birlikte baslariz, cocuklarla birlikte dualarimla onu ise gonderirrim, sonra hepsi eve toplandiklarinda gunun yorgunlugunu atmalari icin evde onlari rahatlatacak her seyi yaparim, yemeklerini yapar, uyuduklari mekani temizler, bir sonraki gune onlari, daha onlar evde yokken hazirlarim.
Sonra hemen internete girer once ulkemizde sonra dunyada olan olaylari izlerim.Bu benim icin ders calismak gibi bir seydir, zira esim isten geldiginde is yerinde alamadigi kararlari benimle sohpetten sonra alir, bir de cocuklarin butun derslerine ben yardimci olurum”
“Nasil dersler yani” dedi Akdenizli kadin, “matematik, tarih filan mi?”

“Matematik, tarih, cografya, istatistik, muhasebe.. ne gerekiyorsa.
Kendi akademik yillarimda okudugum bir ders degilse cocugum okulda ogrenirken ben evde calisirim ki eve gelip takildigi bir yer olursa yardim edebileyim”

“Peki esinin sadakatinden hic suphe duymuyor musun?”

“Asla oyle bir sey olamaz” dedi Japon kadin. “Hem boyle bir seye ayiracak zamani yok.. kaldi ki oyle bir sey yaparsa, aksam ‘is hakkinda dusunup yarin daha iyi fikirlerle gelme’ sansini yitirir ki bir Japon erkegi icin bu intihar gibi bir seydir.
Bizler o kadar kalabaligiz ki bu ulkede, tekleyen disliyi hemen degistirir ozel sirketler bu ulkede” dedi.

“Peki” dedi akdenizli, “simdi neden calisiyorsun?”

“Cunku, cocuklar buyudu ve onlarin duzeni benim gunde 5 saat sosyal topluluklar icine katilip daha sosyal olarak onlari desteklememe izin veriyor”

Sasirdi genc kadin.

Ne soyleyecegini bilemedi.

Bir yandan mukemmel bir duzenin icinde saygi duyulan egitimli evin kadini olmak istedi cani, bir yandan da bu kadar egitimden sonra anlatilanlar, neyin ugruna lursa olsun eve hapsolma fikri bir esaretmis gibi geldi midesi bulandi...

Tuesday, January 08, 2008

Ellerim


Ne yazayim diye dusunurken birden gozlerim ellerime takildi...

Yorgunlugu mu gordum ellerimin ustunde ne birden avucumun icini cevirmek geldi icimden, bir nefes aldim pembis pembis toparlak avcumu gorunce, oh dedim.

Gozlerimi kapattim tekrar ellerimin ustunu cevirdim ve baktim yaslanmis ellerime...Gulumseyerek "Yaslanmis" deyip kabul ettim.

Durduramiyorum artik gozlerimdeki golgeleri, birden 9 yasinda Konya'da babamin Anadol arabamizin uzerindeki karlari supurge ile benim, ablamin ve abimin ustune kahkahalarla atmasi geldi...bizlerin de kendimizi savurup karlara atmamiz ve cikarttigimiz izleri hayretle izlememiz.
Ege'de buyudum.Konya'da kar ile ilk tanistigimda ilk tepkim tadina bakmak olmustu.

sonra 12 yasinda kolejin yurdunda kalirken geceleri "annemi babami ozledim" sessiz hickiriklari ile kendimi yastiga gommemi animsadim.

Birden lise mezuniyet toreni golge oldu gozumun onunde; oduller aldigimi annemler gordu mu diye spotlara ragmen annemleri seyircilerin arasinda aradigimi animsadigimda bile gozlerim kamasti.
Oysa torenden sonra bile annemle babamin gozleri gururla islakti.

Universite sinavini kazandigim gunu bir solen gibi yasayisimiz; sonra yine benim bu sefer Istanbul'da bir yastiga kendimi ozlem gozyaslari ile gomusum.
Yurtta kalanlar bilir, ozellikle hafta sonlari yurt duvarlari zindan duvarlarina donusur adeta.

Evlenmeye karar verdigim gun babami ogle yemegine cikma teklif edisim, babam haberi duydugunda catal havada agzi acik kalmasi :)))

12 yil sonra ayriliyoruz ama ben hala cok seviyorum dedigimde annemle babamin benimle birlikte aglamalari.

Kurabiyemi ilk kucagima aldigimda meme emcem diye koluma yapisip onu yalamaya baslamasi.

Kurabiyemle daha 45 gunlukken beraber ise gitmeye baslamamiz o zamanki minicik UNO arabamizla, sirketin kresindeki emzirme saatlerini ikimizin de iple cekmemiz..

Limanlarda kafamda kasklarla gemilerin ustunde atlayip hoplamalarim.

TIR larin sirtlarina cikip Avrupa normlarina uymayan palet ambalajlarini kendi ellerimle duzeltmelerim.

Kanadaya tasinmaya hazirlanip Dubai'de yasamaya baslamamiz.
Burada sifirdan birseyler yapabilmemiz.

Simdi artik onumu gorebilmeye baslamam.
Artik yasama panigimi bir kenara birakmaya baslayabilmem, ve biraz artik dinginlik.

Sessizlik.

Ellerime baktim tekrar;

"diliniz yok di mi konusamiyosunuz di mi" dedim dalga gecerek.Biriyle oburunu, oburuyle de digerini oksadim.. sevdim onlari yorgun yasli ellerimi...

ve ellerime daha sik bakmaya karar verdim.